“İnsan kaderini değiştirebilir mi?” diye sordu genç olanı daha yaşlı olanına.
Daha yaşlı olanı üç buçuk saattir baktığı noktadan gözünü ayırmadan cevapladı:
“Eline bir jilet al. Jiletle elindeki çizgilerin yerini değiştir. Yaşamını uzat. Şöhretini kısalt. Eline derin çizikler at.”
Sanki çok uzun bir tarif vermiş gibi derin bir nefes aldı yaşlı olan. Göğsü aksak bir şekilde inip kalkıyordu. Yüzündeki kederli ifade arttı. Gözünü hafifçe kıstı. Genç olanın dediğini yapmak için hareket etmediği her saniye azap gibi işliyordu içine.
Genç olan nereden jilet bulacağını düşündüğü sırada kulağında bir kaşınma hissetti. Elini kulağına attı ve tıpkı sihirbazların yaptığı numaralar gibi kulağından bir berber jileti çıkardı.
Jilete baktı. İki tarafı da aynı keskinlikteydi. Dikkatli inceledi. Jiletin üstündeki yansımasına odaklandı. “Peki elimdeki çizgileri değiştirmem de bana çizilmiş olan bir kurgunun parçasıysa?” diye sordu.
Yaşlı olan yok olmuştu. Az önce oturduğu yerde bir kum tepesi vardı. Gözünü diktiği yerdeyse kurumaya yüz tutmuş bir kan damlası vardı.
Yaşlı olanın nereye gitmiş olabileceğini düşünürken arkasından bir ses geldi.
“Hey!”
Genç olan panik içinde arkasına döndü. Arkasında bir ağaç vardı. Kendini koruyarak ağacın arkasına baktı. Kimse yoktu.
“Hey delikanlı!”
Genç olan etrafında döndü. Kimseler yoktu.
“Delikanlı bana bak bana! Ağacım ben” dedi Meşe. Genç Meşe’ye gözlerini kıstı. Bunun bir hayal olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. “Bakma bana öyle” dedi Meşe. “Elinde bir balta olduğunu görüyorum. Yedi metre yukarımda budanması gereken dallarım var. Sana zahmet olmayacaksa onları budar mısın?”
Genç elinde ağırlaşan baltayı sıkıca kavradı. “Ama benim jiletime ne oldu?” diye sorabildi. “Fırsat, delikanlı, elindekiyle doğaçlama yapabilmektir. Haydi bana yardım et” dedi Meşe.
Genç, ağacın da yardımıyla tırmanmaya başladı. O tırmanırken Meşe de espriler yapıyordu. “Daha önce de bana binen bir delikanlı olmuştu. Beşinci metresinde düştü. Arkadaş bindiği dalı kesmiş. Düştü ve öldü. Salaklık, kaderin en büyük düşmanı. Her salak kendi kaderini suçlar. Bilir misin, ağaç olarak da doğabilirdin. Ben de bundan yedi yüz yıl önce kaderimi suçluyordum. Biliyor musun, seks hayatımız yok. Polenle filan… Havaya salıyoruz. Öyle oluyor. Ama zaman içinde öğrendim. Bu da bir seçimdi delikanlı. Evet orayı buda. Oh evet. Buda orayı. Buda’yı bilir misin delikanlı? Şişko tanrı. Tanrı şişko olabilir mi dostum ya hahah! Buda’ya bakınca bir ruhani yaratık filan der misin, adam Mahmut Ocakbaşı’nin sahibine benzemiyor mu?” Genç olan ağacın bayat esprilerinden sıkılmıştı. Çünkü adam hem ağaçtı hem de espri yapmaya çalışıyordu. Ağacın esprilerinden kurtulmak için yukarıya tırmanmaya devam etti. Meşe’nin sesi azaldı… Azaldı… En sonunda bitti.
Kalın dallardan birisine oturdu. Tam baltayı kullanmaya başlayacakken gözüne bulut kaçtı. Gözü yanınca birden acıyla ellerini gözüne götürdü. Elindeki balta aşağıya düştü.
“Hay Allah kahretsin! Nasıl ineceğim şimdi aşağıya?”
Yanma geçince gözlerini açtı. Üstünde oturduğu dalın ucunda bir kümes vardı. Kümese yaklaştı. Tam kapağını açacakken kafasında bir acı hissetti. Havaya baktı. Hiçbir şey yoktu. Elini yine atmıştı ki aynı acıyı hissetti. Ellerini hızla başına götürdü ve kafasına tünemiş olan beyaz kargayı yakaladı. “Neden kafamı gagalıyorsun?” diye sordu.
Karga kafasını yan çevirerek ona baktı. “O ellerle sakın yuvama dokunma.” dedi. Genç olan ellerine baktı ve ellerinde hiç çizgi olmadığını gördü. “Ne yapayım peki?” diye sordu kargaya. Karga kötü bir kahkaha attı. “Ağacı öldür” dedi. “Tüm bunların müsebbibi odur. Beni genç yaşımda beyazlatan, senin hayatını silendir. Azaba zulüm farzdır. İn aşağıya ve yapman gerekeni yap. Beni takip et. Ben seni kestirmeden götüreceğim” dedi ve genç olanın ellerinden fırlayarak kendi kendine açılan kümesin içine girdi.
Genç olan cebinden vazelin çıkardı ve tüm vücuduna sürüp, jeton gibi kümesin içine girdi.
(DEVAM EDECEK)